• 23rd August
    2014
  • 23
  • 23rd August
    2014
  • 23

Sevgili başkanım İ. Melih Gökçek Hacettepe kampüsünün içinden arazi istemiş ve isteği yerine getirilmeyince “O zaman rektörlükle öğrencileri karşı karşıya getiririm” tehdidini takriben 230 Beytepe otobüs seferlerini kaldırmış. Hali-hazırda çevremdeki çoğu Hacettepeli rektörlüğe sövmeye başladı zaten. Oyuna gelmeyin canlarını yediklerim..

  • 22nd August
    2014
  • 22

Romantik komedi filmlerinin gerçeğe yakınlığını sorgulayıp bir güzel dalga geçtikten 5 gün sonra hoşuma kaçan adama sürpriz bir ziyarette bulunmam ve onun kapıya üstsüz çıkarak inanılmaz bir utançla içeri geri kaçması, sonra onun yanından ayrılırken ona bakarak binmeye çalıştığım dolmuşun ilk basamağında düşeyazmam falan.. Ananısk-çok hoş gerçekten.

  • 22nd August
    2014
  • 22

"İyi bok yedin" diye bir tepki olmasaymış çoğu şeye tepkisiz kalacakmışım, Allah razı olsun kim bulduysa.

  • 22nd August
    2014
  • 22

O kağıt elini keserken derinin içinde bi sıcaklık hissediyorsun ya hani, hani böyle beynine kadar vuruyor ya o sıcaklığın yankısı. Hani böyle.. AAAAAAAAĞĞĞH!

  • 22nd August
    2014
  • 22

Bir insanı öpesin olur da, bir insanı sağ ayağını alıp sol dizinin üzerine koyarak bacak bacak üstüne atması koşulunda kısalan pantolon paçası ile ayakkabısının içinden görünen soket çorapları arasında oluşan ayak bileği çıplaklığından öpmek ister misin? İstenecek şey mi bu allah aşkına, manyak mıyım ulan ben?

  • 22nd August
    2014
  • 22

Yarın Leicester City - Chelsea FC maçı var.
Leicester City dediğimiz takım gol attığında stadda “Kasabian - Fire" nakaratı çalmaya başlıyor. Kasabian’ın, özellikle de Tom ve Serge’ün en büyük aşkı da Leicester City. 6 - 0 falan bitmese, o kadar çok atmasak baari. Çok üzülüyorum :(

  • 22nd August
    2014
  • 22
Şu sevgilisizlikte arkadaşlarıma tutunayım da sevgili yapınca yine asosyale bağlarım.
hepimizin hayatından birisi
  • 22nd August
    2014
  • 22

Kıskançlığın zirvelerinde profesyonel dağ sporları yapıyorum ama sorsan “yok hayır sevgili falan değiliz, her şey benim kontrolümde.”

  • 20th August
    2014
  • 20

Tam da finallerim başlarken 230 Beytepe otobüslerini kaldırmayı kafasına koyan sevgili başkanım İ. Melih Gökçek <3 <3 <3

  • 20th August
    2014
  • 20

If you wannabe my lover, you gotta get with my friends such as Torres, Schürrle, Drogba and some others. I dun-really-no what “zig-a-zig-ah” stands for but you should do that too.

  • 20th August
    2014
  • 20

La Vida Misma

Ben buradan “Nerdesin aşkım” diyeceğim, o Almanya’dan “Burdayım aşkım” diyecek ve bunu hepiniz duyacaksınız!

Şimdi durup düşündüğümde bana Liverpool formasını anımsatacak kırmızılıktaki okul formasıyla dersten çıkıp bize koşan, okuldan bize gelişiyle Pokemon’un başlaması arasındaki yarım saate tüm ödevlerini sıkıştırdığım, rahat rahat Pokemon izleyebilelim diye bi’ çırpıda bütün ödevlerini yaptığım küçük kız çocuğu Melis Köroğlu.. O günlerden birinde Butterfly uçmayı öğrenip Ash’ten ayrılmak zorunda kaldığı için çok ağlamış, o günlerden başka birinde Gökşin’in doğum günü olduğu için Melis’in hediye olarak getirdiği sanal bebekle Gökşin’den çok biz oynamış, o günlerden bir diğerinde can sıkıntısından Melis’in ilkokul aşkı Orhun’u telefonla çılgınlar gibi işletmiştik. Çok küçük detaylar olsa da hepsi aklımda. Barbie bebeğinin saçını küt kestiğimiz gün, babaannesinin evindeki muhabbet kuşunun kapıya sıkışıp öldüğü gün, ezelden beridir arkadaş olduklarına inandığım anneannem ve babaannesine özenip altın günü misali kabul günleri düzenlemeye kalkıştığımız gün, hepsi aklımda hepsi.

Takriben The Rasmus’un Guilty şarkısı piyasaya çıktığında elimizde kola bardaklarıyla mahallemizin sokaklarında bağıra bağıra “Guiiiilty wooaaaaaah” diye bağırışlarımızla dolu bir ergenlik süreci geliyor. Melis’in bize kısır yapmaya çalışıp bulgur dolu tencerenin altını salçasız, üstünü salçalı bırakışı. Annesinin yıkayıp balkona astığı Tarkan’lı yatak örtülerinden ötürü ne zaman kafamı odamın camına çevirsem karşımda dev bir Tarkan’ın duruyor oluşu, Melis’in ilk Fenerbahçe formasını satın alışı ve onu hep üzerine giyişi, bana “Blue - One Love” cd’si verişi, Melis’in evcil hayvanları, deprem olduğu zamanlarda normal insanlar dışarı kaçışırken benim cama, Melis’in camımın hemen karşısındaki balkona koşuşu ve psikopat gibi birbirimize bakışımız..

Sonrasında ilk sigara içişimiz, yılbaşı vesilesiyle sitenin bahçesinde ilk alkol alışımız, bütün gün birlikte değilmişiz gibi sabahlara kadar msn’den konuşuşuşlarımız - her gece - ve insan ilişkileri hakkında ürettiğimiz tonlarca strateji ve teoriler.. Bir noktada o strateji ve teoriler ikimize sökemedi, 3 ay küs kaldık, sonra barıştık. Bir noktada o strateji ve teoriler ikimize yine sökemedi, 3 sene küs kaldık, sonra yine barıştık. Aslına bakarsan kolay kolay kavga etmeden, pamuk gibi anlaştığın bir arkadaşınla yaşadığın sorunlar diğerleriyle olduğu gibi görmezden gelinip üzerinden geçilebilecek sorunlar değilmiş, ben bunu da o iki noktada öğrendim. Bir insan hayatında iki kere kavga edip ikisinde de birbirine küser mi? O insanla kavga etmeye ve o insandan anlayışsızlık görmeye hiç alışık değilse küser efendim.

Şimdi küçüklüğümü ve ergenliğimi paylaştığım bu insan eşek kadar kız oldu da erasmusla Almanya’ya gidiyor ya? Hem de 2 haftadan daha az bir süre içerisinde. Kendimi Gökşin şehir dışındaki mülakatlara girdiğinde ikiye bölünüp bir yanımla “Allah’ım umarım kazanır”, diğer yanımla “Kazanırsa gider ama, of ne dileyeceğimi şaşırdım” diyen hallerim gibi hissediyorum. Bir yanım gurur duyarken diğer yanım endişe içinde. Öz kardeşin tarafından hissettirilen bir duyguyu aynı karından çıkmadığın biri kaynaklı hissediyor oluşun enteresan, ama ben bu hisse çok alıştım artık hem Melis hem Yağmur sağolsun.. En basidinden ve azından garip duygular söz konusu olduğunda “sayesinde alıştım” diyebildiğiniz birileri varsa, o birileri yalnızca var oldukları için bile uğruna kurban olunası insanlardır. Ben bunu bilir, bunu söylerim.

Şimdi koskoca 3 seneyi dipdibe olduğumuz halde ayrı geçirip tam da yeniden kavuşmuşken fiziksel koşullardan ötürü ayrı kalacağını bilmek de çok koyuyor. Bazı şeyler yeni yeni koyuyor evet. Düşününce, somut mesafeler soyut mesafelerden çok daha iyi evet, soyutunu atlatmış bireyler olarak somut kısmı pek etki gösteremeyecekmiş gibi görünüyor ama gösterecek be. Geçen gün çimlerin üzerine yanyana yatıyorduk, Melis yerden kopardığı çalı çırpıyı üzerimde biriktirerek “Şu an sana seksi karın kılları yapıyorum otlardan” diyordu ve anırarak gülüyordum - dışardan işitildiğinde çok salakça gelen bu ayrıntının koca bir günün içinden eksilecek olması bile tedirginlik yaratıyor. Yaratmaz mı?

Bu bi’ film olsa, muhtemelen en tatlı melodiler fonda çalarken en gülücüklü anlar yavaş çekimde oynatılarak “eski anılar” sahnesi yaşanırdı. Neyse ki bu bir film değil, zira bu sahne hepimizi muhtemelen ağlatırdı.. Ayrı kalmak her ne kadar can parçalaycak olsa da hayatı adına çok büyük bir adım atıyor oluşundan ve o adımın kendisine getireceği avantajlardan ve güzelliklerden emin olmak avutuyor insanı. Abim askere giderken küçüktüm ben, yine de tam olarak adlandıramadığım bir “bilinmezliğe gönderiş” huzursuzluğu söz konusuydu. Ne zaman ki abimin şimdilerde çok sıkıcı olduğunu düşündüğüm askerlik anılarıyla dolu mektupları gelmeye başlamıştı, görmüştüm ki abim iyi ve bol bol gülüyor -  kaybolmuştu o his hemen. Şimdi beklediğim tek şey “Olm burası süper laaaa” içerikli bir mesaj..

"Ben dönmüyorum Selcan" içerikli mesajlar da beklentilerim arasında, ama ağzımı bozar ve ağzına sıçarım o yüzden o kısmını yoksayıyorum. Tüm negatif düşünceleri ve ihtimalleri, o bit kadar da olsa olumsuzluk varsayımlarını, hepsini yok sayıyorum ve her şeyin çok güzel olması dileklerimle nice totemler yaparak bekliyorum. Bekliyorum, gitsin; bekliyorum zamanın nasıl geçtiği belli olmasın ve pat diye geri gelsin..

Siz de çok içten bir şekilde “Amiiiiin” demeden geçmeyin, gözünüzü seveyim :3 Aksi halde aylar boyunca “Ulan çok özledim”li yazılarımdan bıkıp bunalacak olan da sizsiniz, ben karışmam!

Nerdesin aşkım!?

  • 19th August
    2014
  • 19

Uyanıp mutfağa kahve almaya gittiğimde beni “Uyşşşş popoşunu yediğim” diye seven bir annem var, dışardan baksan çok kuulum, çok ciddiyim oysa ki. Ne ciddisi popoşum yeniliyor!

  • 19th August
    2014
  • 19

Bugün de Arctic Monkeys t-shirt’üyle Kasabian dinlediğimde kendimi Yaprak Dökümü’ndeki Oğuz gibi hissettiğimi fark ettim.

  • 19th August
    2014
  • 19

selcandy:

Selcandy  -> Heöy, Spotify’da çok kuul bi’ playlist hazırladım. Devamlı olarak güncellerim de, şimdilik 21 şarkı var. Selcandy linkine tıklayıp ordan gelin abiler *-*

Tumblr’da eskisi gibi müzik paylaşmayacağımı eklemeyi unutmuşum -.-